Saç bir çok neden bağlı olarak dökülür. Dökülmenin nedeni tespit edilmeden doğru bir tedavi yaklaşımı sağlanamaz. Bu nedenle dökülmenin hangi nedenle olduğunu öğrenmek için mutlaka bir doktora başvurunuz.
Saç dökülmesi hem erkeklerde hem de kadınlarda görülebilir. Erkeklerde daha sık olarak görülen saç dökülmesi, 25 yaşına kadar erkeklerin %25'ini, 40 yaşına kadar %40'ını, 50 yaşına kadar %50'sini etkiler.
Saç dökülmesinin tedavisine geçmeden önce, saç dökülmesinin tipi mutlaka bir uzman hekim tarafından incelenmelidir. Zira bir çok hastalık, bir çok hormonal, metobolik ve besinsel etkiler ile saç dökülmesi oluşabilir. Bunlar ortadan kaldırılmadan %100 tedavi hiçbir zaman mümküm olmaz. Şimdi saç dökülmesinin nedenlerine göz atalım.
Tibbi olarak saç dökülmesi, saç köklerini tam olarak yikima ugratarak; iz birakan, yani saçin yeniden çikma sansi olmayan dökülmeler ve iz birakmayan dökülmeler olarak ikiye ayrilabilir. Halk arasinda taninan, iz birakmayan dökülmelerdir. Iz birakanlar; yaniklar, kellik hastaligi ve daha az taninan, çok sik görülmeyen bir grup deri hastaligidir ve çogu kez saçli deri içerisinde bölgesel dökülme alanlari seklinde görülür. Iz birakmayan dökülmelerde ise; dökülme nedeni ortadan kaldirilabilirse saçlarin tekrar çikma sansi yüksektir. Bunlarin arasinda en iyi taninani, erkekler için neredeyse kader olarak kabul edilen dogal dökülmedir (fizyolojik veya androjenik dökülme). Bu dökülme tipinde kalitimin önemli payi olmakla birlikte etkileyen diger faktörler pek bilinmemektedir. En çok üzerinde durulan ve tartisilan konu, erkeklik hormonlarinin (androjen) etkileridir. Bir sekilde bilinmeyen bir mekanizmayla etkileri olabilecek gibi görünmekle birlikte, dogrudan bu hormonun fazlaligina bagli degildir. Erkeklik hormonlarinin kel erkeklerde fazla oldugu varsayimi uzun süre gündemde kalmis ve en güçlü savunuculari da kel kafali erkekler olmuslardir. Bu kisilerde erkeklik hormonlarinda fazlalik saptanamamis olmakla birlikte, kadinlik hormonlari (östrojen) verildiginde veya erkeklik hormonlarinin etkisini azaltilip, islevlerini engelleyen ilaçlar verildiginde gerçekten saçlarda yeniden çikmalar olabilmektedir; fakat bununla birlikte gögüs ve kalça büyümesi gibi bazi kadinsi özelliklerin olusmasi da müessesenin hediyesi olarak gelen kaçinilmaz bir sonuçtur. Günümüzde ilaç arastiricilarinin en önemli arastirma konularindan biri, promosyonlarindan arindirilmis bir saç ilacidir. Saçlarin yagli ve kepekli olmasinin da saç dökülmesi üzerinde etkili oldugu düsüncesi çok uzun zamandan beri vardir ve neredeyse her on yilda bir, etkiliyor - etkilemiyor seklinde gündeme gelmektedir.
Son zamanlarda günes isinlarinin da saç dökücü etkisinden söz edilir olmustur. Psikolojik faktörlerin etkisi ise çok açik degildir. Erkek tipi dökülmede, seyrelme alnin iki yani ve tepenin arka kismindan baslar ve yavas yavas ilerleyerek aradaki saçlar dökülmezler. Bu tip dökülmelerde kesin bir çözüm bulma olanagi yoktur. Dökülme agiz yoluyla alinan bazi ilaçlar ve distan uygulanan bazi ilaç veya kozmetiklerle yavaslatilabilir.
Kadinlarin saç dökülmelerinde ise çok farkli bir durum vardir. Kadinlarda, cinsiyet özellikleri nedeniyle erkeklerdeki gibi dogal kabul edilen ve kaçinilmaz dökülmeler yoktur. Erkeklerdekine benzer bir dökülme söz konusu ise, muhakkak altinda bir neden aramak gerekir. Kadinlarda sik karsilastigimiz sorunlardan birisi ''yalanci dökülmelerdir''. Bu hastalar, genellikle bize avuç avuç, topak topak, ''lavabo lavabo ve küvet küvet'' saç dökülmesinden yakinarak gelirler. Bunlar arasinda gerçek saç dökülmesi olanlar çok fazla degildir. Çünkü tanimlanan dökülmeler saç yikama ve firçalama sirasinda olan dökülmelerdir, yani dökülme asamasinda olan saçlarin dogal dökülmesidir; yerlerine yenileri gelecektir. Daha önceki derslerimizde (özür dilerim! sohbetlerimizde) bu konudan söz etmistik. Bir tutam saç alinarak bunlarin incelenmesiyle (trikogram) gerçek saç dökülmesi olup olmadigina karar verilebilir. Bazen saçlarin aniden son faza geçmeleri görülebilir ki, bunlar çok özel hastalik durumlari veya ilaç yan etkilerine bagli olarak seyrek görülen olaylardir. Gerçek dökülmenin bir baska belirtisi de saçlarda seyrelme görülmesidir. Seyrelmenin genel veya belirli bir bölgede olmasi da yol göstericidir. Özellikle tepede, erkek tipi dökülmeye benzer seyrelme varsa, bu hormonal bir bozuklugun isareti olabilir ve bulgular bu yönde arastirilmalidir. Beraberinde adet görme (menstrüasyon) bozukluklari, killanma artisi görülüyorsa bu hormonal bozukluk olasiligini arttiran bir durumdur. Bir baska önemli neden kansizligin bazi sekilleri, özellikle demir eksikligi anemisidir. Dogum yaptiktan 3 - 4 ay kadar sonra baslayan ve tam nedeni anlasilaamis bir özel dökülme sekli daha vardir ve 6 ay kadar sonra düzelir. Uzun süren çok siki zayiflama rejimleri de saç dökülmelerine neden olabilir. Bu neden erkekler için de geçerlidir, fakat gerek erkeklerde dogal dökülme nedeniyle gözden kaçmasi, gerekse kadinlarin fazla diyetsever olmalari nedeniyle, kadinlardaki saç dökülme nedenleri arasinda yer almaktadir. Kadinlarda saç dökülmesine neden olan üçüncü önemli etken ise psikolojik nedenlerdir. Özellikle dertli olmanin meziyet sayildigi ülkemizde, dert ve sikinti bollugu bu nedeni biraz daha ön plana çikartmakta ve olayi daha romantik bir hale getirmektedir. Üstelik bu dökülen saçlar, eslerin ve çocuklarin yoluna süpürge edilmis saçlar oldugu için durum daha da vahimlesmektedir. Psikolojik neden aslinda erkekler için de geçerli olmasi gereken bir nedendir; fakat erkeklik gururu böyle seylere izin vermez. Erkekler güçlüdür, saglamdir, aglamaz, açik vermez, bagirlarina tas basarak sikintilara erkekçe gögüs gerer.
Hem kadinlarda hem erkeklerde geçerli olan bazi saç dökülme nedenleri de vardir, fakat bunlar daha seyrek görülürler ve neden ortadan kalkinca durum düzelir. Bu tip dökülmelerde, genellikle saçli derinin her tarafinda esit oranda seyrelmeler görülür.
Basta kanser ilaçlari olmak üzere bazi ilaçlar ve kimyasal maddeler, tifo gibi yüksek atesli, agir seyreden ve uzun süren hastaliklar, tiroid bezinin guatr gibi hastaliklari böyle dökülmelere neden olabilir. Iz birakmayan, parçali dökülmelerin en önemlisi ''pelade-alopecia areata'' adi verilen ve kesin nedeni belli olmayan hastaliktir. Halk arasinda, mantarlara bagli olan ''kellik'' hastaligi ile karistirilarak ''saçkiran'' veya ''saçkesen'' gibi adlarla anilmaktadir. Aksam saçli yatilip, sabah saçsiz kalkma diye tanimlanabilecek bir sekilde ani dökülme olur. Baslangiç genellikle 1 - 2 cm. çapinda kilsiz, parlak bir alan seklindedir, bazen yavas bir yayilma da görülebilir. Genellikle tedavi edilmese bile 3 - 6 ayda kendiliginden iyilesir (sirke veya sarimsak sürülmese de iyilesebilir).
Ender olarak, hizla ilerleyen ve tüm saçi, hatta kas, kirpik ve vücut tüylerini de döken daha siddetli türleri de görülebilir. En çok üzerinde durulan nedenler, psikolojik gerginlik ve sikintilardandir. Bununla karisabilecek bir hastalik da, saçli derinin yüzeysel mantar hastaliklaridir. Bunlarda da parçali dökülmeler vardir, fakat üzerindeki kepekler ve kirik saçlar sayesinde ayirdedilir. Psikolojik nedenlere bagli saç koparmalar, saçlari sürekli gererek toplamalar da önceleri geçici, zamanla kalici dökülmelere neden olabilir.
SAÇ NİÇİN DÖKÜLÜR (I)
Saç dökülmesinin tıbbi sınıflandırılması
Nedbe dokusu bırakmayan saç dökülmesi
A.Primer (birincil) deri hastalıkları
Telojen effluvium
Androgenic alopecia
Alopecia Areata
Tinea Capitis
Travmatik Alopesi
B. İlaçlar
antimitotikler
heparin
carbimazolene
isotretionin
Beta blokerlar
Amfetaminler
warfarin
propylthiouvacil
vitamin A
etretinate
Levodepo
Talyum
C. Sistemik Hastalıklar
Lupus Erythematosus
Sekender sifiliz
Hypotiroidi
Hipertiroidi
Protein, demir, biotin, çinko eksiklikleri
AIDS
Nedbe dokusu bırakan saç dökülmesi
A. Primer (birincil) deri hastalıkları
Cutenous Lupus
Lichen Planus
Folliculitis
Folliculitis Decalvans
Pseudo pelade
Linear Scleroderma
B. Sistemik Hastalıklar
Lupus Erythematosus
Sarkoidosis
Cutanous metastas
Olağan saç dökülmesi
Ömrünü tamamlamış saç kendiliğinden veya dış etkilerle (tarama, şampuanla yıkama, fırçalama, saça şekil verme çalışmaları) dökülür. Bunun yerine yeni saç çıkar. Günde ortalama 100 adet saç dökülür. Yeni doğan bebekte ve hamilelikte görülen saç dökülmeleri kısmen olağan saç dökülmesi sayılabilir.
Stres ve Saç Dökülmesi
Deri hastalıkları ile stres ve ruhsal olaylar arsındaki ilişki öteden beri bilinir. Kişi psikolojik sıkıntılarını kişisel yada ailsel sorunlarını bir dermatolojik problem halinde yansıtabilmektedir. Ayrıca kendiliğinden oluşmuş bir deri problemi (saç dökülmesi) kişide vücut imajını zedeleyecek bireysel, psikolojik bozukluklara ve hatta psikososyal olumsuzluklara yol açabilmektedir. Kısaca anlatılmak istenirse, saç dökülmesi ve stres arasında iki çeşit ilişki söz konusudur:
Birinci ilişki nörotik bir ruhsal yapının desteklediği görünürde organik bir neden olmaksızın, stresin körüklediği saç dökülmeleri oluşabilir.
İkinci ilişki ise saç dökülmesi sonucu oluşan görünüme karşı kişinin geliştirdiği psikolojik reaksiyonlardır.
Stres zemininde gelişen saç dökülmelerine ilişkin çeşitli önlemler çok eski tarihe dayanır. Tıp literatürü ani, ciddi stres sonucu ortaya çıkan dramatik saç kayıpları örnekleri ile doludur. Sevilen birinin ölümü, sevgiliden ayrılık, iş kaybı,? gibi akut, ciddi stres halleri çarpıcı, hızlı, şiddetli saç dökülmelerine yol açabilir ve bu duruma stresle tetiklenen telojen effluvium denir.
Kronik, sinsi, yavaş gidişli saç dökülmelerinde, dış etkilerin yanında psikonevrozlar ve kronik anksiyete de etkilidir. Burada saç köklerinin anajen evreden telojen evreye prematür presipitasyonu yoluyla strese yanıt oluştuğu düşünülmektedir.
Alopesi areata (Saç Kıran): Madeni para büyüklüğünde, yani 2-2,5 cm çapında dairesel ? oluşan saç dökülmesidir. Her iki cinste oluşabilir. Çoğu vaka kendiliğinden geçer. Bu hastalığın ortaya çıkışında psikososyal streslerinetkili olduğu gösterilmiştir. Özellikle çocuk hastalarda yapılan incelemeler saç dökülmesi öncesi dönemde çocukların negatif yaşam olaylarıyla karşı karşıya kaldıkları tespit edilmiştir.
Psikolojik stres sonrası olan saç dökülmelerinin altında yatan esas olay psiko-nöroendokrin sistem ile immun sistem arasındaki karmaşık etkileşmedir. Yani immun sistem psikolojik olayların etkisiyle harekete geçer ve sonuçta saç dökülmesi meydana gelir.
Stres ile saç dökülmesi arasındaki ikinci ilişki saç dökülmesinin yarattığı psikolojik sorunlar (stres)dır.
Saçı dökülen insanlarda yapılan çeşitli psikolojik ölçümler benlik duygusu, vücut imajı, öz saygı, kendine güven gibi duyguları etkilediği ortaya çıkmıştır.
Saç dökülmesi yaşayan kadın ve erkeklerde yapılan çalışmalarda erkeklerde saç kaybının artmasıyla depresyon, içe dönüklük, aşırı sinirlilik, özbenlik duygusunda azalma gibi olumsuz sonuçlar çıkarken, kadınların da günlük yaşamlarını negatif etkilediği ve sosyal problemler yaşadıkları görülmüştür. Erkeklerin aktif olarak bu durumla başa çıkabildikleri ancak kadınlarda saça cinsel kimlik, seksüalite, çekicilik gibi kültürel ve kişisel özel anlamlar verildiğinden başa çıkmaları daha zor olmaktadır. Bu tip kişiler toplum içersinde daha gergin, utangaç davranmakta, boyunlarını daha dik tutmakta (boyun ağrısına yol açan), sık sık saçını yıkamak, kurutmak gibi yöntemlere başvurmaktadırlar. Sonuç olarak stresli, gergin, psikolojik problemleri olan bireyler olmaktadırlar. Tedavi konseptinde bu durum dikkate alınmalıdır. Tedavide bilgilendirme, empatik dinleme ve davranışları iyileştirme gibi psikosoyal destek gerekirse ilaç tedavisi uygulanabilir.
SAÇ NİÇİN DÖKÜLÜR? (V)
Kozmetik Uygulamaların Ortaya Çıkardığı Saç Problemleri
Uzun yıllardır temel amaç olarak saçı düzenli tutmak ve görünümünü güzelleştirmek için değişik yöntemler uygulanagelmektedir. Bunlar kimyasal maddeler, kozmetik ürünler vs. dir. Ancak bu maddeler ve yöntemler saç ve saçlı deri için fiziksel bir travma nedeni olur ve bazen istenilmeyen yada kalıcı olabilen değişikliğe yol açar. Uygulamaların yalnış yapılması, kimyasal maddelerin içindeki etken maddeler ve uygulama yapılan saçın kalitesi bu olumsuz değişmelere katkıda bulunur.
Yapılan kozmetik uygulamalar:
Saçı temizlemek için kullanılan şampuanlar. Piyasada var olan bir çok şampuan türü farklı şekillerde formüle edilir ve ticari olarak normal, kuru, yağlı, harap olmuş saçlar ve boyalı saçlar için formüle edilmiş olarak satılırlar. Yağlı saçlar için kullanılan şampuanlar eğer günlük olarak kullanılırsa saçta kurumaya yol açarlar. Yine şampuanlar içindeki maddelere karşı irriten veya allerjik dermatitlerin gelişmesi mümkündür.
Saç Boyaları: Tedrici renklendirme yapan saç boyalarının kontak dermatit yapma özelliği azdır ancak sert, kırılgan, cansız saça neden olduklarından zararlı olabilirler. Ayrıca saçta kalan metal artıkları kalıcı boya ve perma solüsyonunun uygulamasını zorlaştırır. Böyle bir uygulamada yapılırsa saçın kırılmasına neden olur.
Yarı kalıcı boyaların saç şaftında oluşturdukları hasar azdır ancak içerdikleri boya nedeniyle kontak allerjik dermatit yapabilirler.
Kalıcı boya uygulamalrı iki türlü olabilir. Daha koyu bir renk isteniyorsa tek bir işlem yapılır. Ancak daha açık renge boyama isteniyorsa iki aşamalı bir süreç yaşanır. Önce mevcut saçın soldurulması gereklidir. Soldurma işlemi için hidrojen peroksit yada amonyak kullanılır. Bu esnada saç kırılgan, kırışmaya müsait ve cansız bir görünüm alır. Saç şaftına oldukça zarar veren bu işlem sonucunda saç gövdesinden %?.3 oranında ağırlık kaybı olur ve böylece saç zayıflar ve kırılabilir hale gelir.
Saçı şekillendirmek için, saçın taranması, fırçalanması, jel, sprey, köpük sürülmesi gibi işlemler yapılmaktadır. Saçın arka bölgeye sıkı bir şekilde toplanması yada kıvırarak saçın düzleştirme çabası ile sıkça taranması travmatik alopesi denen bir durumu ortaya çıkarabilir.
Yuvarlak fırça alopesisi bu tür fırçaların sık ver sert biçimde uygulanması ile ortaya çıkar. Burada mevcut bir anomali sonucu zaten kırılgan olan bir saçta kuvvetlı fırçalamalar saça zarar vererek fırça alopesisini oluştururlar.
Masaj alopesisi: Saçlı deriye ilaçların masaj yoluyla uygulanması sonucu oluşur.
Saçı şekillendiren sprey, jel, parlatıcı gibi maddelerin aşırı kullanımı saç şaftında şişliklere yol açan ve boncuk saç diye tanımlanan bır durum yaratabilir.
Travmayla birleşince kuru, cansız ve kırılmaya müsait saçlar oluşabilmektedir. Burada özellikle polyvinylpyrrolidone, vinil asetat ve sertleştirici polymerler suçlanmaktadırlar.
Tedavisi:
Uygun bir şampuan önerilir. Kimyasal işleme tabi olmuş saç kuru, statik elektriklenmeye daha müsaittir. Sağlıklı, düzgün görünen bir saçta nem, nemi tutan ve saçın temel yapısını oluşturan protein en üst düzeydedir be bu özellik saçın mekanik travmaya karşı koymasını sağlar. Bu tarz kimyasal travmaya uğramış saçlarda dimethicone içeren şampuanlar kullanılmalıdır.
Fizik yada kimyasal zarar görmüş saç süratle bu etkilerden uzaklaştırılmalı, kalıcı perma, fırçalama, tarama gibi işlemler en aza indirilmelidir. Sıkı saç tokaları ve bantları kullanılmamalı. Bigudi ve benzer şeylerle yatmamalı, saçlar taranırken künt uçlu ve çok sert olmayan fırçalar kullanılmamalıdır. Saçlar mümkün olduğunca kısa ve düz tutulmalıdır.
İlaçlara Bağlı Saç Dökülmeleri
Pek çok ilaç saç büyümesi üzerine baskılayıcı tarzda etki yapabilir. Saç folikülleri yüksek oranda kan alan bölgelerdir. Vücuda giren herhangi bir ilaç kan yoluyla saç köküne gelir. Eğer ilaç uzun süre alınır ve yoğun bir biçimde saç köküne gelirse tüm saçlar dökülebilir(diffuz alopesi).
Kanser ilaçları,
Yanlışlıkla yada intihar amacıyla alınan talyum,
A vitamini fazla alınımı,
Sentetik ağızdan alınan retinoidler,
Heparin,
Flucunazole,
Doğum kontrol hapları
en sık saç dökülmesi yapan ilaçlardır.
Androjenler Danozol
Antifungaller Flukonazol, ıtrakonazol
Antihipertansifler ACE inhibitörleri, potasyum tiosiyanad
Antiinflamatuarlar Proksikam, tenoksikam, ibuprofen, naproksen
Antikoagülanlar Kumarin, heparin, heparinoidler
Antikolesterolemikler Klobifrat, gemfibrozil
Antikonvülzanlar Dilantin, karbamezapin, valporik asit, trimetadion
Antineoplazikler Altretamin, amsakrin, bleomisin, karboplatin, siklofosfamid, sisplatin, sitoksan,sitarabin, daktinomisin, daunorubisin, dakarbazin, doksetaksel, etoposid, gemsitabin, gahapentin, ...
Antitrioid ajanlar Tiourasil, karbimazol, tiosiyanat, iodin
Antülserler Simetidin, ranitidin, famodin, omeprazol
Antiviraller Lamivudin, zidovudin
ß-blokerler Propranolol, atenolol, metapronol, lımolol,
Psikotroplar Amfetamin, antidepresanlar, diksirazin, lityum, tranilsiprimin, flurobutirofenon
Retinoidler İzotretionin, etretinat, asitretin
Diğer Talyum, bizmut, boratlar, bromokriptin, gentamisin, kolşisin, levo dopa, minoksidil, iv immünglobulin, oral kontraseptifler, ...
Tablo 1: Diffüz alopesi yapan ilaçlar
İlaçlara bağlı saç dökülmeleri genellikle geri dönüşümlüdür.
Genetik Hastalıklar ve Saç
Diğer konularda belirtildiği gibi saç dökülmesinin genetik nedenlerini, genetik yatkınlık zemininde başka nedenlerin eklenmesiyle oluşan bir durum mu yoksa tamamen genetik dışı başka nedenlerle mi geliştiği konusu son derece önemlidir. Zira tamamen genetik nedenli bir saç dökülmesinin tedavisi farklı olacak, salgı sistemine bağlı bir nedenle oluşan saç dökülmesi tedavisi farklı olacaktır. Anemiye veya salgı sistemine bağlı bir hastalığa veya ağır geçirilmiş ateşli hastalığa bağlı saç dökülmesinin tedavi yaklaşımı ayrı ayrı olacaktır.
Androgenetik Alopesi (erkeksi saç dökülmesi) cinsiyetten etkilenen Otosomal dominant bir durumdur. Erkekler hastalık genini sadece tek ebeveynlerinden de alsalar hastalığı gösterirler, ancak kadınlar androjen hormonları erkeklerden daha az olduğundan heterozigot durumunda hastalığı göstermezler. Kadınlar ancak homozigot olurlarsa (her iki ebeveynden de geni alırlarsa) hastalığı gösterirler.
Genetik hastalık ve saç konusu üç ana bölüm halinde incelenebilir:
Sadece saçları etkileyen genetik hastalıklar (bkz. Tablo1).
Ön planda deri ile ilgili hastalıklar olan diş ve tırnak anormallikleri gösteren genetik hastalıklar (bkz. Tablo2).
Genetik hastalıklarda gözlenen saç hastalıklar (bkz. Tablo3).
Sonuç olarak genetik hastalıkların önemli bir kısmında saç bulgularına rastlanır, ayrıca da pek çok birincil saç hastalığında genetik faktörler etkilidir. Tanı konurken dermatoloji ve genetik uzmanlarının görüşünü almak gereklidir.
Hastalık
Kalıtım Şekli
Androjenik Alopesi
Cinsiyetten etkilenen otozomal dominant kalıtım
Hipotrikoz Sendromu Otozomal resesif
Erken Beyazlama Sendromu Otozomal dominant
Psödopelad Otozomal dominant
GevÅŸek anajen Sendromu Otozomal dominant, genetik heterojenite
Yünsü saç Otozomal dominant
Alopesi areata Otozomal dominant
Ailevi Fokal Alopesi Otozomal dominant
Tablo 1: Sadece Saç Bulgusu Olan Genetik Hastalıklar
Hastalık
Saç bulgusu Kalıtım Şekli
İncontinentia Pigmenti
Atrofik Patchy alopesi, mat, tel gibi kaba seyrek X'e bağlı dominant, erkeklerde lethal
Dizkeratozis Congenita Seyrek ve ince, nadiren erken beyazlama X'e bağlı resesif
Trichoodontoonychial disp. Ciddi hipotrikoz Otozomal resesif
Hipohidrotik Ektodermal Displazi İnce, kuru, hipokromik, seyrek lopesi X'e bağlı resesif
Hay-Wells Sendromu Seyrek alopesi Otozomal dominant
Goltz Sendromu Seyrek ve kırılgan, lokalize alopesi X'e bağlı dominant, erkeklerde lethal
Rapp.Hodgkin Ektodermal Seyrek ve ince saç, pili canalicüli Otozomal dominant
Tablo 2: Dermatolojik bulguların ön planda olduğu sendromlarda saç bulguları ve kalıtım özellikleri
Seyrek saç (sparse)
Cockayne Sendromu, Homosistinüri
Kıvrık (Kinky) Menkes Sendromu
Cılız saç (fine) Rapp.Hodgkin Ektodermal Displazi Send.
Açık renk (blonde) Prader Willi Sendromu, Fenilketonüri, Albinizm
Kıvırcık (curly) Cardio-Facio-Cutaneus Sendromu
İnce (thin) Hallerman Streiff Sendromu, Weawer Sendromu, Tricho- Rhino- Phalangeal Sendromu
Tel gibi (wiry) EEC Sendromu
Kırılgan (fragile) Mc Kusick tipi Metafizeal Displazi
YavaÅŸ uzama Oculodentodigital Sendrom
Beyaz perçem Waardenburg S. Whiteforelock with malformations
Erken Beyazlama Waardenburg Sendromu, Rothmund-Thomson Sendromu
Kuru (dry) Oral-Facial-Digital Sendrom
Düşük ense saç çizgisi Turner Sendromu, Penta X Sendromu, Klippel-Feil Squensi
Alopesi Werner S. Johanson Blizzard S., Lenz-Majevsky Hyperostosis S., Dubowitz S., GAPO Sendromu
Widow's peak Aarskorg Sendromu
Tablo 3: Genetik Sendromlarda sık görülen saç bulguları
Androgenetik Alopesi
Androgenetik alopesi erkeklik hormonu olan androgenler tarafından etkilenen, genetik olarak yatkın olan kişilerde genellikle puberte sonrası dönemde 20li 30lu yaşlarda ortaya çıkan ve öncelikle alın bölgesindeki saç çizgisinin çekilmesi ile sonrada tepe bölgesinin incelip açılmasıyla ortaya çıkan durumdur. Bir çok isim verilmesine rağmen en sık kullanılan isimler Androgenetik Alopesi, Male patern alopesi, olağan kellik gibi isimledir. Tüm kafayı kaplayabileceği gibi, büyük sıklıkla şakaklar ve ense bölgesini tutmaz. Bir hastalık olarak kabul edilmez onun yerine erkeklerin karakteristik yapısı olarak kabul edilir. Kadınlarda da Androgenetik Alopesi oluşabilir ancak oluşma şekli farklıdır.
Ergenlik dönemi sonrası erkeklerin yaklaşık yarısı androgenetik alopesi ile karşılaşabilir. Androgenetik alopeside üç etken baş rol oynar:
YaÅŸlanma
Yaşlanan organizmanın dayanıklılığı azalır. Saç da bir organizma parçası olduğundan, geçen yıllar saçların da dayanıklılıgını azaltır. Genetik olarak yatkınlığı olan kişilerde geçen zaman içerisinde saç dökülmesi oranı artar.
Hormonlar
Kellik konusundaki araştırmalar 4000 yıl önce Mısırda başlamıştır. Androgenetik alopesinin ilk tıbbi tanımlamasını M.Ö. 4.yyda Aristo'nun yaptığı söylenmektedir. Filozof kellik ile cinsellik arasındaki ilişkiyi tarif etmiştir. Yıllar sonra bazı araştırmalar yine bu yönde çalışmışlar, kısırlaştırılan erkeklerin kelleşmediklerini tespit etmişler ve Abdülhamit'in döneminde araştırmalar yapmışlardır. Eski ve yeni tüm araştırmalr şunu ortaya koymuştur: Kelleşme ile erkeklik hormonu arasında bir ilişki vardır. Androgen hormonu erkeklik hormonudur. Bir androgen hormonu olan testeron Alfa-5 redüktaz isimli enzim tarafından dihidrotestosterona (DHT) dönüştürülür. DHT de saç kökleri üzerindeki reseptörlere baglanarak etkisini gösterir. Alfa-5 redüktaz enzim eksikliği olan erkeklerde saç dökülmesi oluşmaz. DHT genetik olarak yatkınlığı olan kişilerde anagen faz süresini kısaltır. Bu durum her saç yaşam döngüsünde anajen fazın daha da kısalmasına yol açar. Bu saçın maulaşabileceği maksimum saç uzunluğunun azalması ve saçların genel görünümünde anagen fazında olan saçların göreceli olarak azalması demektir.
Katajen ve telojen faz (ara faz ve dinlenme fazı) saçın dökülmesi ile sonlanır. Bu fazlarda süre olarak değişiklik olmaz. Ancak anajen faz kısaldığında herhangi bir anda tüm saç kütlelerindeki oranlar göreceli olarak artmış olur. Bu da orantısal olarak daha fazla saçın dökülmesi demektir.
Anajen fazda normalde iki tip saç üretilir: 1. Terminal(kalın ve renkli)saçlar 2. Vellus (ince ve renksiz) saçlar. Bilindiği gibi vellus saçlar daha çabuk dökülen saçlardır. Yine Androgenetik Alopesi kişilerde hormonların ve genlerin etkisiyle terminal saç köklerinde gittikçe hızlanan bir biçimde küçülme (minyatürizasyon) oluşur. Bunun sonucu terminal saçlar vellus saçlara benzemeye başlar. Minyatürize olmuş köklerde zayıf, ince ve renksiz (vellus) saçlar üremeye başlar. Küçülmeye devam eden kökler bir süre sonra mikroskopla incelendiğinde hücre kılıfının bir kalıntısı haline döndüğü görülür ve saç kökü böylelikle yok olur.
Hem erkekler hem de kadınlar androjen hormonu taşırlar. Herkeste bu hormonlar olduğuna göre niçin herkesin saçının dökülmediği sorulabilir. Burada genetik taşıyıcılık olması yanında aşağıda belirtilen hususlar da önemlidir:
Androgenetik Alopesi olanların saçındaki androjen reseptörlerinin sayısı fazladır. Hormon normal düzeyde olsa onu bağlayan reseptör çok olduğundan hormonun saç üzerine etkisi çok olmaktadır.
Androgenetik Alopesili kişilerin reseptörleri daha hasastır.
Androgenetik Alopesili vakalarının Alfa-5 redüktaz enzimi aktivitesi daha fazladır.
Genler
Sıklık
Ergenlik dönemi sonrası beyaz erkeklerin %94.96sında alın bölgesindeki saç çizgisinde gerileme olduğu, yaklaşık %50sinde de alın ve tepe bölgesinde dmkülme olduğu belirtilmiştir.
Erkeklerin %30u 25 yaşında, %40ı 40 yaşında, %50si 50 yaşında Androgenetik Alopesi belirtisi gösterir.
Kadınların %20-30 kadarında da Androgenetik Alopesi görülür.
Gebelik ve Saç Dökülmesi
Telojen Effluvium
Ateşli hastalık, doğum, kronik sistemik hastalıklar, aşırı stresler, heparin vb ilaçların alınması sonucu ya da yeni doğan bebeklerde görülen hızlı gelişen saç kaybı bu isim altında incelenir. Ayrıca trioıd hormonunun azalması, ağır cerrahi operasyonlar, anestezi alınması ve aşırı diyetler sonucunda da bu tarz saç dökülmesi oluşur.
Bazı araştırmalar ise saç siklusunun farklı fazlarında gelişen değişiklikler temelinde tanımlama yapmıştır.
Erken anajen terk. Normal anajen faz 2.7 yıl sürer. Bu tip saç dökülmelerinde ise saç folikülleri bu süreyi doldurmadan telojen faza girer. İlaç alımında, yüksek ateş esnasında oluşan saç dökülmeleri bu tiptir.
Gecikmiş anajen terk. Burada anajen faz uzun sürer. Normalde belli bir sayıda saç folikülü anajen fazdan telojen faza geçmesi gerekiyorken, bu işlem gerçekleşmez ve neden ortadan kalkınca normalden çok fazla saç kökü telojene geçer (Birikmiş anajen fazdaki saç folikülü nedeniyle) ve bir anda çok miktarda saç dökülür. Gebelik sonrası saç dökülmesi bu tiptir.
Kısa anajen. Bazı vakalarda anajen faz kısa sürer bu da anajen/telojen oranını yükseltir. Bir anda dökülen saç sayısı artar.
Erken telojen terk.
Gecikmiş telojen terk. Mevsimsel saç dökülmesi bu yolla olmaktadır.
Telojen effluvium daha sıklıkla kadınlarda görülür. Akut telojen effluvium 2-6 ay sürer ve tam iyileşir.
Telojen effluvium ve gebelik
Gebelik sonrası telojen effluvium fonksiyonel olarak gecikmiş anajen fazın en çarpıcı örneğidir. Yapılan çalışmalar gebeliğin son döneminde telojenin iyice azaldığını göstermiştir. Gebeliğin son döneminde anajen oranı %95'e kadar çıkabilir.
Doğumdan sonra genellikle (2 ve 3 ay sonra) anajen saçlar telojen saça döner ve saç dökülmesi belirgin hale gelir. Normal saç dökülmesinden 2-3 kat daha fazla saç dökülür. Bu süre genellikle 2 veya 3 ay sonra başlar ancak 6 aya hatta 1 yıla kadar uzayabilir
Telojen effluvium'a ilaçlar, kaza ile bulaşma sonucu alınan selenyum ve arsenik, biyotin yetmezliği, damardan beslenme ve aşırı çiğ yumurta akının alımı da sebep olabilir. Diyaliz hastalarında görülebilir.
SAÇ DÖKÜLMESİ ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ
Biyopsi
Lokal aneztezi altında yapılır. Bazı kellik türlerinde bu yöntem son derece yararlıdır. Alopesi Areatada histolojik değişiklikler çok önce başlar ve tedavide alınan cevabın izlenmesinde bu yöntemler mümkün olur.
Saç Çekme(hair pull)
Bu tekniğin amacı saç kaybı miktarını değerlendirmektir. Tanı yönünden telojen ve anajen effluviumlarda ve saç şaftı bozukluklarında ve lokal alopesilerde önemlidir.
Saç Koparma (hair pluck-tikogram)
Kıl kökünün geçirdiği değişiklikleri inceleme açısından önemlidir.
Saç Büyümesinin Ölçülmesi
Fototrikogram
Klinik değerlendirmede androjenik alopesinin değerlendirilmesinde kullanılır. Telojen saç yüzdesinin %?0 den fazla olması ilerki aylarda saç kaybının artacağının bir göstergesidir. Ayrıca kıl densitesinin 180-200 kıl/cm2 den az olması erken saç kaybına işaret eder. Alopesisinin tedavisi için tasarlanmış tedavinin etkinliğinde objektif bir yaklaiım sağlar. Mevsimsel döngülerin izlenmesi bu yöntemle mümkündür. Bu yöntem deriden sabit uzaklıkta bir kamera, milimetrik dereceli superempose cam çerçeve, 0.5 cm2 lik inceleme alanı. Bu yöntemle yetişkin normal erkekte tepe bölgesinde şu sonuçlar elde edilir:
Yoğunluk (cm2 de 204 saç)
Telojen oranı (%17.

Büyüme hızı (günde 0.35 mm)
Ortalama anajen çapı (76 mikron)
40 mikrondan küçük saç (ince saç) oranı (% 9.2)
Polarize ışık ile inceleme
Mikroskop altında saçın incelenmesidir. Burada saç yapısındaki bozukluklar görülebülür. Basit yöntemdir ancak saç kökü hakkında direkt bilgi verir.